Home

Welcome to my blog! See the archive page for all posts.

Formula 1'e alternatif seriler

Formula 1'i yaklaşık 18 yıldır takip eden bir motorsporları sever olarak özellikle son yıllardaki saçma sapan kurallar, politik oyunlar ve pist üzeri mücadeleyi kısıtlayan hakemler nedeniyle yavaş yavaş spordan uzaklaşmaya başlamıştım. 2006 ve 2007'deki Sebastien Bourdais'nin ChampCar'daki dominasyonu ve Le Mans 24 saat haricinde Formula 1 haricinde düzenli bir seriyi takip etmedim. Özellikle son 5 yıldaki sıkıcı RedBull ve Mercedes dominasyonlarından sonra alternatif seriler aramaya başladım. Aşağıda bu yıl takip etmeyi planladığım serilerin bir listesini ve kısaca görüşlerimi listeleyeceğim.

FIA WEC

Dört kategoride birden fabrika destekli önemli markalar ve çoğu Formula 1 kariyeri olan pilotlar var. LMP1'de Hybrid kategorisinde Audi, Toyota ve Porsche'ye ek olarak Le Mans'da Nissan da katılacak. LMP2'de tüm sezonu kovalayan sadece 3 takım var: G-Drive, SMP, KCMG. LMGTE Pro ve LMGTE Am kategorileri acayip çekişmeli geçiyor. İki kategori arasındaki fark, LMGTE Am'de bir yıl eski otomobilleri kullanıyorlar ve pilot kadrolarında amatör pilotlar yarışabiliyor. Rails'in yazarı DHH geçen sezon Aston Martin ile yarışıyordu bu kategoride :) LMGTE Pro'da Le Mans ve COTA ayaklarında Corvetteler de yarışıyor.

İşin en güzel yanlarından biri Formula 1 gibi sosyal medya ve canlı yayın konusunda tutucu olmamaları. Yıllık yaklaşık 50 liraya Le Mans haricinde tüm sezonu internette HD kalitesinde takip edebiliyorsunuz. Her yarışın 50 dakikalık özetini yarış sonrasındaki haftada YouTube kanallarında yayınlıyorlar.

Sezon önümüzdeki hafta Silverstone'da başlıyor.

Tudor United Sportscar Championship

Malesef Daytona 24 saati kaçırdım ama Sebring 12 saati yine internetten HD kalitesinde izledim. GT Le Mans kategorisinde 911 ve Corvettelerin kapışmaları çok eğlenceliydi. Sebring'de Porsche son 50 dakikaya ilk sırada önde girerken teknik problemlerle kaybettiler. DHH burada da Prototype kategorisinde Acura AXR 038 ile yarışıyor. Sebring'de de epey tutarlı turlar atıyordu.

IMSA çoğu yarışın ya tamamını ya da büyük bölümünü internetten canlı olarak yayınlayacak.

Blancpain GT series

Geçen sezonun son yarışını izledim. Yine yukarıda bahsettiğim seriler gibi neredeyse her şeyi internetten takip edebiliyor ve ücretsiz olarak izleyebiliyorsunuz. Sezonun ilk ayağı bu haftasonu yapılıyor. Az önce sıralama turlarını serinin web sitesinden canlı olarak izledim. Bir McLaren taraftarı olarak yeni 650S GT3'yi pist üzerinde izlemek de büyük keyif. Ne yazık ki henüz Audi, Bentley, Mercedes-Benz seviyesinde değiller.

Tüm sezon serinin web sitesinden canlı olarak yayınlanacak. Ayrıca yarış özetlerini de YouTube kanalından izleyebiliyorsunuz.

Super GT

Sezonun ilk yarışı bugün yapıldı. Yine internetten NISMO TV aracılığıyla ilk yarışı izledim. Yağmurlu ve liderin sürekli el değiştirdiği güzel bir yarıştı. Seri DTM'in Japon versiyonu gibi, Ana üreticiler Honda, Lexus ve Nissan. Ek olarak DTM ve GT specli (Audi R8, Porsche 911 vs.) araçlar da yarışabiliyor.

Bugün canlı yayında NISMO TV "eğer ilgi böyle devam ederse Nissan'dan tüm sezonu yayınlamak için destek alabiliriz" diyordu. Büyük ihtimalle tüm sezon NISMO TV üzerinden canlı yayınlanacak.

2014

Birkaç yıldır bloga sadece yıllık değerlendirme yazıları yazıyorum. Bu yıl da gelenek bozulmadı. Önümüzdeki yıl umarım daha çok yazı yazacağım(yazamadı).

2012'nin son günü 2013 için "ana hedefim biraz daha istikrarlı ve çalışkan olmak" demiştim. Bu yıl geçmiş senelere göre kısa süreli de olsa istikrarlı bir şekilde çalışabildim. 2014'de de yine çok fazla farklı konulara dağılmadan biraz daha gelişebilmeyi hedefliyorum.

Bakalım bu yıl neler yapmışım:

Programlama

GSoC

  • Google Summer of Code programına Mozilla bünyesinde kabul edildim ve süreci başarıyla tamamladım.
  • Mozilla Summit'e davet edildim.
  • Hy'ın çekirdek ekibine kabul edildim.
  • Hy'da kullandığımız astor'ın geliştirmesini devraldım.
  • Python 3.4'e tarfile modülü için CLI ekledim. Django 1.7'ye de TEMPLATE_DIRS ile alakalı küçük bir özellik ekledim.
  • Jingo'yu ve Emre'nin Kaptan'ını Python 3'e port ettim.
  • JsPyConf'u başarıyla gerçekleştirdik. Tabii aslan payı Osman, Cihan ve FKA'ya gidiyor.
  • BYK ile GitHub Badge projesinde kullandığımız pngcanvas'ın geliştirilmesini devraldık.
  • Blog'un temasını değiştirdim, eskisine göre biraz daha temiz oldu.
  • Bekir Karul yeni temayı Pelican'a uyarladı. Eski temayı da BYK Pelican'a uyarlamıştı.

Kişisel

  • Bu yıl en çok dinlediğim grup Savatage olmuş.
  • 18 kitap bitirmişim. Geçen yıl 16 kitabı okumaya başlayıp 12 tanesini bitirebilmiştim.
  • İstanbul'a geldiğimden beri(6 yıl!) bir türlü gidemediğim kitap fuarına Cihan ve Doğan ile gittik.

2013

2012, bir öncekine oranla kafamın daha rahat ve daha az karışık olduğu bir yıldı. İstanbul'a taşındığımdan beri ilk defa çok fazla düşünmeden kafamı dinleyebildim. Erol Büyükburç berraklığına ulaşmama daha zaman var tabii :)

Python ve Mozilla özelinde çok düzenli olmasa da çalışma imkanım oldu. Mozilla tarafından MozCamp EU 2012'ye ve Mozilla Londra ofislerine davet edildim.

2013'te ana hedefim biraz daha istikrarlı ve çalışkan olmak.

Tabii kafa dinlemenin etkisiyle, yazılım geliştirme haricindeki diğer aktivitelerimde epey bir düşüş oldu. 2011'de 34 kitap okurken, 2012'de sadece 12 kitap bitirebilmişim. 2 tane de henüz tamamlayamadığım kitapla seneyi kapatıyorum. Teknik kitaplarda durum daha da kötü: Sadece bir kitap bitirebilmişim ama okumaya başladığım yaklaşık 10 kitap var. Sanırım 2013'te daha önce uyguladığım odaklanma diyetini kitaplara da uyarlamam gerekecek.

Bu yılın benim için en büyük getirilerinden birisi, Jstanbul ile beraber topluluğun hareketlenmesi ve çeşitli etkinlikler düzenlemeye başlaması oldu. Jstanbul'un haricinde Cihan Okyay'ın çabalarıyla İstanbul'daki Python topluluğu da canlandı. Yıl içerisinde 2 kere katılımcı rekorumuzu kırdık, Julython gibi dünya çapında düzenlenen etkinlikler için arada aksilikler olsa da toplanıp bir şeyler üretmeye çalıştık. 2013'te bunu bir adım daha ileri götürüp, Jstanbul ve PyIstanbul olarak yurtdışından konuşmacıların da katılacağı Python, JavaScript ve Ruby odaklı bir konferans düzenliyor olacağız: JsPyConf.

PyIst Mayıs Buluşması

Nisan ayında katıldığım ilk buluşmadan aldığım gazla Mayıs ayı için PyPy hakkında bir sunum hazırlamaya karar verdim.

PyPy kendi içinde tamamen farklı ilgi ve uzmanlık alanlarına hitap eden projelerden oluştuğundan giriş tadında bir sunum yapmak biraz zor oldu. Yine de biraz heyecanlansam da ilk sunumumun içeriğinden memnun sayılırım.

İlgilenenler için sunumu GitHub üzerinde yayımlıyorum: http://berkerpeksag.github.com/slides/pypy-101-pyist/

Son iki aydır bize ofislerini açan Hipo ekibine ve katılan herkese bir kez daha teşekkürler.

Eğer siz de benim gibi Python ile hobi olarak uğraşıyor ve benzer kafadaki insanlarla tanışıp eğlenceli bir gün geçirmek istiyorsanız önümüzdeki ayki PyIst](http://pyist.net)'e bekleriz :)

İlgili bağlantılar

GitHub Badge projesinden neler öğrendik

GitHub Badge başlangıçta kullanıcıların GitHub profilleri ile ilgili birkaç istatistiki bilginin gösterileceği ve geliştiricilerin özgeçmişlerine veya bloglarına koyabilecekleri basit bir bilgi alanından ibaretti. Aslında hala öyle ancak "birkaç istatistiki bilgi" kısmını biraz genişlettik.

İlk sürümü yayınlandıktan sonra,

gibi nedenlerle mevcut yapı App Engine'in ücretsiz kullanım limitlerini zorlamaya başladı.

Ölçeklenebilirlik

Memcache

İlk yaptığımız şey üretilen HTML sayfasının belirsiz süreyle Memcache üzerinde önbelleğe alınmasıydı ki bu oldukça etkili bir çözüm oldu. Her ne kadar sunduğumuz bilgiler her zaman en güncel bilgiler olmasa da iletilen bir şikayet olmadı. Kaldı ki çoğu durumda GitHub'ın agresif önbellekleme stratejisinden dolayı GitHub arayüzünden daha güncel veriler sunmamız rastlanmayan bir durum değil(eğer bir projeyi veya kullanıcı takip etmediyseniz ya da bir gönderi yapmadıysanız profilinize ait bilgiler GitHub Badge'e göre daha eski olabilir). Ancak gönderi yoğunluğunu gösteren sparkline özelliği yayına girdiğinde her öğenin yaşam süresini 24 saatle kısıtlamamız gerektiğine karar verdik.

Bu durumun üzerine "bizi destekleyin" ve "Google Analytics'i kapat" gibi HTML çıktısını değiştiren özelliklerin eklenmesiyle sadece üretilen HTML sayfasının önbelleğe alınması yetmemeye başladı. Bu durumu çözmek için hesaplanan kullanıcı bilgilerinin bulunduğu sözlük nesnesini de JSON biçiminde önbellekte saklamaya başladık.

Google App Engine, Memcache kullanımını ücretlendirmediği için alabildiğimiz tüm bilgileri Memcache ile önbelleğe aldık ya da önbelleğe aldığımız veri miktarını arttırmaya çalıştık. Bu durum, artan günlük ziyaretçi sayımıza ve kullanıcılarımıza rağmen hala ücretsiz kullanım sınırları içerisinde kalabilmemizin iki temel sebebinden bir tanesi.

Ön yüz

Ön yüzde neredeyse ilk sürümden beri HTML ve CSS sıkıştırma kullanıyoruz, Google App Engine de gzip kısmını kendisi hallediyor. Buna ek olarak tüm sayfanın yarım günlüğüne tarayıcı önbelleğine alınması ve kişilerin GitHub'da görünen resimlerinin de sunucu tarafında yeniden boyutlandırılıp sayfaya gömülmesi gibi optimizasyonlar ile bant genişliğimizi oldukça etkin kullanmayı başardık.

API kullanımı ve Pyresto

GitHub Badge'in ilk sürümünde, GitHub API'ı ilgili işleri yapmak, takipçi sayısı gibi bilgileri hesaplamak için bir nesne ve buna bağlı birkaç yöntem yeterliydi. Gönderi grafiği, kişinin kendisi dışındaki toplam proje takipçi sayısı gibi veri işleme gerektiren, daha ayrıntılı bilgileri göstermek istediğimizdeyse bu basit sınıfın işimizi görmeyeceğini anlayıp farklı çözümler aramaya karar verdik. Yaptığımız küçük araştırmada GitHub için halihazırda yazılmış olan Python istemcilerinin ya eski ya da istediğimiz gibi olmadığını gördük ve "hepsine hükmedecek tek bir yüzük olmalı" diyerek "adam gibi yazılmış" REST tabanlı her türlü uygulama arayüzü ile çalışacak bir ORM projesi yazmaya karar verdik. İlk kurbanımız elbette ki GitHub olacaktı.

Bu noktada GitHub'ın sunduğu uygulama geliştirme arayüzünün üçüncü sürümünün gerçekten mükemmele çok yakın olduğunu, mükemmel olmayan kısımlarında da GitHub ekibinin yaptığımız hata bildirimleri ve özellik isteklerine olumlu ve hızlı yanıt verdiğini belirtmekte fayda var ki bu da geliştirme sürecinde işimizi oldukça kolaylaştırdı. Pyresto'nun asıl yaptığı şey veri ile uğraşmak isteyen programcıyı arkaplanda dönen karmaşık işlemlere bulaştırmamak, basitçe onun önünden çekilmek ve veriyle rahatça uğraşmasına izin vermek, bunu yaparken de farklı platformların geliştirme arayüzü tanımlamalarını olabildiğince basite indirgemek. Örneğin şu an kullanmakta olduğumuz GitHub modülü sadece 70 satırlık bir dosyadan ibaret. Bu kod elbette tam değil ve her şeyi kapsamıyor ancak yaptığımız ve sıradan olmaktan uzak GitHub uygulaması için fazlasıyla yeterli. İşin güzel yanı bu 70 satırın çoğu aslında veri modelini tanımlıyor, yani gerçek kod değil.

Sözün özü GitHub Badge projesinin kalbinde aslında Pyresto yatıyor ve bir sonraki hedefimiz bu kütüphaneyi hem belgelemesi hem de testleri ile herkesin rahatça kullanabileceği bir hale getirip yaygınlaşmasını sağlamak. Şu anki hali de PyPI üzerinden indirilebilir durumda.

Arayüz

Eklenen yeni özelliklerle beraber, bu özelliklerin son kullanıcıya nasıl sunulacağı da önemli bir soru haline geldi. Bu nedenle arayüz toplamda üç kez değişti. Bu süreç, ürünün özelliklerini kısıtlı bir alanda, kullanıcının kafasını karıştırmadan, mümkün olan en sade ve güzel tasarımla, olabilecek en fazla bilgiyi sunmaya çalışmak gibi hedefler nedeniyle epey öğretici ancak bize göre sunum konusunda hala olması gerekenden uzakta olan bir tasarım deneyimi oldu. Yani bu konuda tavsiyelere açığız.

Açık kaynak topluluğu ile iletişim

GitHub Badge öncesinde başta Mozilla ve Python olmak üzere açık kaynak projelere katkıda bulunuyorduk ancak jGrow haricinde sıfırdan yazdığımız ve topluluktan geribildirim aldığımız bir proje geliştirmemiştik. GitHub Badge ilk katkılarını yayına girdikten birkaç saat sonra aldı. Test sürecinde farketmediğimiz hataları da yine bu sayede düzelttik.

Bir açık kaynak projeye katkıda bulunmanın tek yolu kod yazmak değil. Başlangıçta çok basit olarak düşündüğümüz proje, Emre Sevinç'in katkılarıyla çok daha fazla bilgi sunar hale geldi. Her ne kadar yeni sürümlerde eklediğimiz JSONP ve CORS tabanlı API'lar için beklediğimiz geri bildirimi alamamış olsak da sağlıklı bir açık kaynak proje nasıl olur ve nasıl gelişir konularında bir miktar tecrübe kazandık.

Bu yazı projenin diğer geliştiricisi olan Burak Yiğit Kaya ile birlikte hazırlanmış olup, kendisinin blogunda da yayınlanmıştır.

Yeni bilgisayar, Firefox Metro, FM 2012

Üzerinden birkaç ay geçti ama yine de not düşmek gerek. 2008'de aldığım ve pişman olduğum Asus laptop'ımın parçalarının teker teker elimde kalmaya başlamasıyla uzun zamandır ertelediğim yeni bilgisayar alma/toplama işlemini daha da hızlandırdım.

BYK'nın süper önerileriyle aşağıdaki sistemi topladım:

  • THERMALTAKE CONTAC21 LGA775/1155/1156/1366 & AM2/AM2+/AM3/AM3+/FM1 İŞLEMCİ SOĞUTUCU 1
  • OCZ 120GB Agility 3 Serisi Sata 3.0 SSD (525MB Okuma/ 500MB Yazma)
  • AMD A8 X4 3870K Soket FM1 3.0GHz 4MB Cache 32nm İşlemci
  • ASUS F1A75-V AMD A75 Soket FM1 DDR3 2250MHz (O.C.) DVI&HDMI Anakart
  • GSKILL 8GB(2x4GB) RipjawsX DDR3 1866MHz CL9 1.5V Dual Kit Ram x 2

Gelelim yeni bilgisayarım ile ilgili ilk izlenimlerime.

Windows 7 üzerinde pymake ile Firefox'u sıfırdan derlemek 30 dakikanın altında sürüyor. Daha önce Ubuntu'da aynı işlem yaklaşık 4 saati buluyordu. İkinci SSD'ye kuracağım Ubuntu ile bu değerleri diğer geliştiricilerin Windows ve GNU/Linux build süreleri ile karşılaştırdığımda yarı yarıya düşeceğini de hesap edince aradaki farkın büyüklüğünü ve geliştirme ürecini ne kadar kısalttığını daha iyi anlaşılacaktır. Tabii bu değerler incremental build yapabildiğim sürece pek önemli değil ama bazen debug veya release build almak zorunda kalabiliyorsunuz ve bu eğer iyi bir donanımınız yoksa saatler demek.

Bir oyun ve özellikle Football Manager hastası olarak yeni bir bilgisayar alma sebeplerimden birisi de dizüstümdeki Ubuntu'da FM 2012'yi çalıştıramamamdı. Bu vesileyle 6 yıl sonra yeni bir Windows lisansı satın aldım ve şimdilik Windows 7'den gayet memnunum.

Gelelim bir diğer sebebime: Firefox Metro. Microsoft, Windows 8 ile tabletleri de destekleyecek bildiğiniz gibi. Böyle bir platformda Firefox'un kaliteli bir tarayıcı ile yer alması epey kritik ve henüz geliştirme aşamasının çok başında olduğu için bir geliştiricinin yapabileceklerinin etkisi diğer pek çok Mozilla projesine göre çok daha fazla. Henüz sadece sanal makinada Windows 8 kurup, geliştirme ortamını hazırladım ve Fennec'i derledim(teşekkürler 16GB ram!).

Türkiye'de Bilgisayarın 50 Yılı

Çocukluğum bilgisayar ve internetin aynı cümle içinde kullanılmaya başlandığı 90'lı yıllara denk geldiğinden benim için bilgisayarın Türkiye'ye geliş tarihi hep 90'ların başı olarak kalmıştır. BYK'dan National Geographic Türkiye'nin Mart sayısında Türkiye'de Bilgisayarın 50 Yılı başlıklı bir yazı olduğunu öğrendiğimde merak edip aldım. Türkiye'de yaşayan insanların düşüncelerinin geride kalan 50 yılda aslında hiç değişmediğini ve Türkiye'deki internet ile tanışıp bu sayede para kazanan ilk nesillerden biri olarak nereden nereye geldiğimizi görmeme yardımcı olduğu için Akdoğan Özkan'a teşekkürler.

Karayolları Genel Müdürlüğü ABD'den elektronik beyin almış. Bu beyin bilmem kaç memurun, bilmem kaç ayda yaptığını, birkaç dakikada yapıyormuş... Yanlız insanın içine bir şüphe düşüyor; biz Allah'ın verdiği beyni kullanamazken ABD'nin verdiğini nasıl kullanacağız bakalım. – Çetin Altan, 5 Şubat 1961

Türkiye'nin ilk bilgisayarı olan IBM 650 Model I, 1960 yılının Eylül ayında ülkemize gelmiş ve o zamanki adıyla Karayolları Umum Müdürlüğü'ne kurulmuş. Hatta sadece Türkiye'nin değil Balkanlar ve Ortadoğu'nun da ilk bilgisayarıymış. Bilgisayarın satın alınmasının sebebi ise, o zamanlar insan gücüyle 3 ay süren yol hesaplamalarını hızlandırmakmış ve bilgisayar ilk kez 63 km uzunluğundaki Polatlı-Sivrihisar yolunun yapımında kullanılmış. IBM 650 ile bu hesaplamaların süresi 1 saate kadar düşmüş.

Tabii işleri bir anda bu kadar hızlandırıp, zaman kazandıran bir makine ortaya çıkınca insanlar homurdanmaya başlamış:

Hangi işe el attıysak bir direniş oldu. Yol mühendisliği hesaplarında olsun, birtakım istatistiksel çalışmalarda olsun, muhasebe işlerinde olsun hep bir tedirginlik yaşandı. İnsanlar işlerinin ellerinden gideceği endişesine kapılmışlardı. Ya işlerine son verileceğini ya da tayin edileceklerini zannettiler.

Bana en ilginç, komik ama bir o kadar da üzücü gelen anı ise, Karayolları Umum Müdürlüğünün o zamanki bilgisayarcılarından Kaya Kılan'a ait:

1962 yılında bir gün Karayolları'na elektronik beyni görmek üzere 80 yaşlarında bir adam geldi. "Evladım buraya ABD'den bir beyin gelmiş, merak ettim, görmeye geldim" dedi. Adamı aldık, 650'nin yanına götürüp sistemin özelliklerini izah ettik. Fakat bu bilgilere ve gördüklerine itibar etmeyip, "tamam ben şimdi beyni göreyim" diye ısrar ediyor. Baktım ısrarı geçecek gibi değil, teknisyenlere rica edip sistemin içinde devre yapısını temsil eden, lambalardan oluşan işlem biriminin kapağını açtırdım. Ve "işte işlemlerin yapıldığı beyin burası" dedim. Bir bana, bir de merkezi işlem birimine baktı ve, "bu beyin filan değil, beni kandırıyorsunuz" dedi. Sabırlı davrandım: "Amca bakın işlemlerin yapıldığı beyin kısmını sordunuz, işte burası orası" dedim. İkna olmaya niyetli olmayan adam sonunda verdi bize hükmünü: "Tabii Amerikalılar izin vermiyor beyni göstermenize, di mi?" Arkasını, ön kapağını açtıysak da, "demek göstermemeye kararlısınız" diyen yaşlı adam beyni gördüğüne ikna olamadan ayrıldı binadan.

Bu arada, Akdoğan Özkan'ın Anı ve Fotoğraflarla Bilişim Tarihimiz adlı kitabının genişletilmiş baskısı bu yıl içerisinde yayımlanacakmış.

2012

Geçen yılın son günü 2011'e dair şu cümleyi yazmıştım:

2011 sadece hedefler koymadığım, hedeflerim için düzenli çalışmaya da başlayacağım bir yıl olacak.

2011 yılı pek çok açıdan istediğim gibi geçmese de o gün kafamda belirlediğim ama yazıda bahsetmediğim hedeflerime ulaşmak için ilk adımlarımı attım:

2012'de en önemli hedefim, bu yıl başladıklarımın devamını getirmek olacak.

Nihayet yeni blog!

Yeni blog üzerinde düşünmeye neredeyse iki yıl önce başladım. Zamanla öyle karmaşık ve dallı budaklı hale geldi ki boş zamanlarımda geliştirilerek bitmesi pek mümkün gibi görünmemeye başladı: Blog ile beraber, adres kısaltma uygulaması, detaylı yazılar için ayrı bir bölüm, kod parçalarını arşivleme ile gün içinde okuduğum linkleri ve aldığım notları saklamak için ayrı uygulamalar ilk etapta hatırladıklarım. İki yıl zarfında düşünce şeklimle beraber değiştirdiklerimin ucu blogun yeni haline de dokundu.

İki yıl önce, ilgili ilgisiz bulduğum her şeye atlayıp biraz kurcaladıktan sonra hevesi geçen ve sonunda elinde harcanan zamandan ve temel bilgiden başka bir şey olmayan bir ben vardı. Böyle olmanın avantajları var ama benim örneğimde daha çok dezavantajlarıyla karşılaştım. İş görüşmelerinde, odaklanmam ya da bilmem gereken noktaları sırf bu yüzden atlamaya başladım. Daha da kötüsü, Türkiye'deki adına iş hayatı denilen ama daha çok insanın hayatını elinden alan çalışma şekliyle birleşince, kişisel gelişimime de darbe vurmaya başladı. Özellikle yurtdışındaki firmalarla yaptığım görüşmelerde bunun epey acısını çektim.

İnsan hatalarından ders çıkardığı varsayılan bir canlı olduğu için, üstüste alınan yenilgilerden sonra benim için de ders çıkarma zamanı geldi. Maymun iştahlılığımın ve istikrarsızlığımın çözümü olarak, aslında alanlarında başarılı olmuş insanların kariyerlerini incelemek yeterli: Odağını korumak. Şimdiye kadar nelerle ilgilendiğimi, bunlar arasında yapmak istediklerimin neler olduğunu ve fırsat bulamayıp denemek istediğim neler olduğunu bir kağıda yazıp, tek tek "bunu gerçekten yapmak istiyor muyum?" sorusunun cevabını net olarak verdiğimde kendime gayet sade ve ulaşılabilir bir kariyer çizgisi çıkarabilmeyi başardım.

Bu odaklanma hareketinden nasibini pek tabii ki yeni blog için yaptığım planlar da aldı. Şu an gördüğünüz yapıda, tasarım ve kullanmayı planladığım programlama dili haricinde neredeyse hiçbir benzerlik yok. Basit bir tasarım, olabildiğince okunaklı bir yazı tipi ve boyut seçimleri, hakkımda kısa bir bilgi veren bölüm ve gerektiğinde rahatça geliştirip, kafama göre güncelleyebileceğim ve kendi yazdığım bu uygulama ortaya çıktı.

Eski yapıdan işe yarayan yazıları arşive taşıdım. Bu yazılara eski adres biçimi /blog/[a-z0-9-] kullanarak ulaşabilirsiniz. Yani bu yazılardan birinin bağlantısını herhangi bir yerde paylaştıysanız, değiştirmenize gerek yok. Ancak varsayılan bağlantı formatında artık /blog yok.

Zaten çok fazla okuyucu olmadığından yorum sistemi çok fazla kullanılmıyordu. Bu nedenle bir yorum sistemi geliştirme gereği duymadım. Doğal olarak, eski yapıdan aktarılan yazılara yapılan yorumlar da artık görünmüyor. Muhtemelen düzenli olarak İngilizce yazmaya başladıktan sonra, yorum sistemiyle beraber eski yazılara yapılan yorumlar da geri gelecek.

Uygulamanın kodlarını GitHub üzerinde yayımlıyorum](https://github.com/berkerpeksag/blog). Muhtemelen blog yazmak için çok daha iyi çözümler bulacaksınız. Ancak "ben bunu kullanmak istiyorum" diyorsanız istediğiniz gibi alıp, değiştirip kullanabilirsiniz. Tek ricam, kullanmadan önce bir e-posta atıp haber vermeniz yeterli. Eğer tasarımı da kullanmak istiyorsanız, sayfanın altında bir yerlerde adımı ve orijinal tasarım bağlantısını vermeniz hoş olur.

Uygulamayla ilgili planladığım değişiklikleri ve yeni özellikleri TODO.md dosyasında paylaşıyorum. Gerek bu dosyadaki maddelerle gerek başka konularla ilgili her türlü yardıma, öneriye, eleştiriye açığım.

Yazının taslağını okuyup, verdiği öneriler için Burak Yiğit Kaya'ya teşekkürler.

About me

I'm an open source software developer and Python core developer from Helsinki, Finland.

Follow me on Twitter.